22 Eylül 2016 Perşembe

Kalite Kontrol



Sonbaharla beraber son günlerde yepyeni parçalar gelmeye başladı teker teker değişik isimlerden. Çok güncel parça seven birisi olmasam da müzik piyasası geçtiğimiz senelere göre daha mı güzel şarkılar vermeye başladı bize diye düşünüyorum..

Şu son birkaç haftada/günde taze gelen parçaları dinledim, başlığın adı üstünde "kalite kontrol" tadında mini bi inceleme yaptım. 

Buyrunuz.

Zara Larsson- "Ain't My Fault"

İsveçli kızımızı çoğunuz Euro2016'nın meşhuuur intro şarkısında duydunuz geçtiğimiz aylarda defalarca. Tabi merak edip şarkıyı açıp kaçınız dinledi bilemem ama David Guetta imzalı parçadaki tazecik, güzel ses kızımıza ait. Piyasaya bir giriş yaptı ki sormayın. Ses rengini çok sevdim, albüm çıkarsa da parçaları sömürerek dinlesem diye bekliyorum. Christina Aguilera ekolünden giden her genç kızın bunu vokal tekniğine bir şekilde yansıttığını açıkça görebiliyoruz, gurur verici. Zara'nın yeni single'ı "Ain't My Fault" çok hoşuma gitti. Non-stop dinliyorum. Güzel ses rengi, güçlü oktav ve bolca ad-lib varsa, beğenmemem imkansız. 




Tam da geçtiğimiz günlerde artık Abel yeni birşeyler yapsa diye düşünürken bu sabah taze taze patlattı bombayı. Yeni albüm, yeni sound, yeni imaj. Meşhur Jean-Michel Basquiat saçını da kesmiş "Starboy"umuz. Daft Punk'ın elinden çıkma yeni single'ı beğendim ama bayılmadım. Dinledikçe yerleşir gibi duruyor gerçi. Albümün nasıl bir havada olacağına dair çok bir ipucu da alamadım açıkçası ama Abel'i Abel yapan o karanlık, depresif hava gitmiş tamamen. Kendisi de bunu belirtiyordu son zamanlarda zaten ve şunu da eklemeyeliyim; demiş ki "Bu albüm bu zamana kadar yaptığım en iyi şey oldu". Bekliyoruz Abel Bey, bakalım bize yine ne harikalar sunacaksın.. Ne yaparsan beğeneceğim nasıl olsa. 


Dua Lipa- "Blow Your Mind"

Dua Lipa'yı ilk kez "Hotter Than Hell" parçasıyla tanıdım ve ses rengi çok hoşuma gitti. Yazıya girişte söylediğim gibi müziğe yeni katılan isimlerde değişik birşey var uzun zamandır olmayan. Adlandıramıyorum ama son 2-3 senedir kalitesizliğin dibine vuran pop'a yeni bir soluk geldiğine inanıyorum. Farkındaysanız hepsi de gencecik isimler. Yeni jenerasyon piyasaya el attı ve güzel de işler yapıyorlar yaşıtlarım. Dua'nın yeni single'ını çok beğendim, tavrı da hoşuma gidiyor kızın. Yolu açık olsun. 

Lady Gaga- "Perfect Illusion"

Gaga'yı çıktığından beri çok severek dinlediğimi söyleyemeyeceğim. Pek haz etmiyorum kendisinden ama ses de var allah için kadında. Yaptığı o ilk çıkışı bir daha yakalayamadığı ise gözle görülebilen bir gerçek. Yeni parça çıkardığını görünce tabii ki merak ettim, dinledim. Öyle çok etkilendim diyemem ama bütün albüm bu şekildeyse boş vakitlerde arka fonda dönen, yormayan bir pop sound'u bizi bekliyor gibi. Ha bu arada şarkıdaki vokaller her zamanki gibi güzel olmuş; işin teknik kısmına laf yok.

Meghan Trainor- "Better (feat. Yo Gotti)"

Albüm ilk çıktığında dinlerken hiç sarmamıştı ama yeni çıkan videosuyla beraber tekrar dinleyince hoşuma gitti parça. Meghan'ın ne tipinde ne sesinde ne tavrında hiçbir özellik göremiyorum, çıktığından beri neden ünlü oldu pek anlayabilmiş değilim çünkü star ışığına sahip olmayan insanların kamera-sahne önüne çıkmaması gerektiğini savunmuşumdur her zaman. Ama şarkıları kendini dinletiyor tabii bunu da inkar edemem. Uzun lafın kısası; şarkıyı beğendim. Bu arada "No"daki geç 90'lar sonu-2000'ler başı sound'unu yapsa hep keşke. O eski-okul sound'u günümüze taşımaya çalışan birkaç isimden biri oldu kendisi bu sene, güzel hareketti.





24 Ağustos 2016 Çarşamba

Hava: Güneşli, Şarkılar: Depresif



Güneşin, denizin, kumun bolca, eğlencenin ise dorukta olduğu günlerin zamanı olan yaz aylarından bahsederken kötü, negatif, karamsar ruh haline sokan şarkılar gelmez aklımıza zaten. Normali bu olmuştur hep. Yaz ayları eğlence, kahkaha, güzel ve pozitif vakit geçirilen aylardır. Kışın battaniye altında, belki şömine eşliğinde, yağmur damlalarının dekore ettiği pencere kenarında otururken ve soğuktan donarken dinlenilen şarkılar ise yaz aylarında dinlediğimiz melodilerden farklıdır. Daha sakin, daha kendimizle ve düşüncelerimizle başbaşa kaldığımız zamanlardır kış ayları. Soğuk hava, soğuk hisleri barındırır. En azından bende öyle, çoğunluğun da aynı fikirde olduğuna eminim. Dinlenilen müzikler de yaşanılan ruh haliyle paralel gider. Yazın majör notaların hakim olduğu ruh halimiz havalar soğurken değişen ruh halimizle yerini daha çok minör notalara bırakır. Yani daha sakin, daha hüzünlü melodilerden bahsediyorum.


Başlığa bakıp içiniz kararmasın öyle çok da modunuzu düşüren şarkılar paylaşmayacağım. Ama demin bahsetmiş olduğum gibi yaz aylarıyla özdeşleşmiş eğlenceli "eller havaya"lı club şarkıları da beklemeyin.

Playlist'deki şarkıları belirli bir sıraya koymadım. Bu aralar en çok dinlediğim şarkılar sadece.

Öncelikle Suicide Squad film müzikleriyle başlamak istiyorum. Hani kızlarımızın taklit ettiği, erkeklerin ölüp bittiği şu makyajlı kadın karakterin olduğu film... tamam tamam dalga geçmeyeceğim çizgi roman kültürü olmayanlarla. Arkadaşlar film incelemesi yapmıyorum ama hard core bir çizgi roman okur/sever, özllikle de DC Comics hastası olduğum için Suicide Squad'ı beğendim. Oldukça geç izledim çünkü herkes hakkında bir fikir sahibi olunca izleyesim kaçıyor filmi. Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki gayet beğendim. Yerli yerinde olmuş herşey, karakterler falan. Harley Quinn çok ses getirdi, güzel yansıtılmamış olabilir diye korkuyordum o korkum da boşa çıktı. Margot Robbie güzel canlandırmış. Soundtrack'i yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık bir ay önce çıktı filmin ve ne yalan söyleyeyim filmden daha çok merak ettim, sabırsızca dinledim ve filmin de az çok ne havada olacağını kestirmiş oldum. Şarkılar filmin havasına göre seçildiği/yapıldığı için hafif karamsarlık hakim. Soundtrack'te film sahneleriyle, hikaye örgüsü ve karakter ilişkileriyle de bağdaştırarak özellikle dikkatimi çeken ve çok fazla dinlediğim birkaç şarkıyla listeme başlıyorum..

Sucker For Pain - Lil Wayne, Wiz Khalifa, Imagine Dragons, Logic, Ty Dolla $ign, X Ambassadors

Hip-hop/rap sevdamı yazılarımı okuyanlar veya müzik geçmişimi bilenler anımsayacaktır. Bu şarkı ekstra özel oldu benim için bu yüzden. Camiaya yeni giriş yapıp kulağımın pasını alan, kalbimin yağlarını eriten güzel ses Ty Dolla, yine çok eski olmayan müthiş yetenek Logic ve diğerleri.. kadro akıyor kısacası. Herkes filmdeki dışlanmış, suçlu ama aynı zamanda da bir bakımdan"anti-kahraman"larla kendini özdeşleştirircesine ona uygun sözler yazmış ve ben de anti kahraman hikaye örgülerini her zaman tercih eden birisi olduğum için inanılmaz beğendim ve kendimden birşeyler bulabildim şarkıda.

Kehlani - Gangsta

Kehlani R&B piyasasına yine yeni giren ama büyük giren bir ses oldu. Benim şahsen hasret kaldığım 90'lar sonu- 2000'ler başı R&B-pop sound'unu 2016'da yapmaya karar vermiş yegane isimlerden kendisi. The Weeknd'in kadın versiyonu denmiş hatta kendisi için. O kadar etki yaratmamış olsa da iyi ki çıktı dediğim bir ses ve kız. Tarzı da sesi de gerçekten mükemmel. Film için özel yapmış olduğu bu şarkıda da Harley Quinn ve Joker karakterinin meşhur abusive/dysfuncitonal ilişkisinin hikayesini anlatıyor kendine uyarlayarak. Benim özel olarak ilgimi çeken bir psikolojik faktördür bu tarz insanlar ve ilişkiler. Kendimin de çok iddialı olmasa da bu kategoride incelenebilen bir karakter olduğumu düşünüyorum ama zaten hangimiz "normal"iz ki artık bu hayatta/devirde. Tabii Harley-Joker ilişkisi tamamen ekstrem, bambaşka boyutta bir ilişki. Tamamen şiddet ve psikolojik baskı üzerine kurulmuş. Kehlani şarkıda bu tarz bir ilişkiye göz kırpıyor filmdeki kadar iddiali olmasa da. Soundtrack'te favorim kesinlikle.

Twenty One Pliots - Heathens 

Yine "Sucka For Love" tadında, outcast yani toplumdan dışlanmış karakterlerin hikayesini anlatan bir şarkı daha. "you don't know half of the abuse" yani ("yapılan suistimalin yarısını bile bilmiyorsun-anlatsam da anlayamazsın" denmeye çalışılıyor) sözü de şarkının en can alıcı sözlerinden biri şüphesiz ki; filmde suçluların toplumdan ne derece dışlandığı gösterilirken işlenilen suçlar, karakterlerin bu şekle gelip "kötü" olana kadar başlarından neler geçtiğinden de bahsediliyor ki olaya siyah/beyaz olarak bakmayalım, kötünün altındaki sebebi ve içindeki iyiyi de görebilelim diye.


Suicide Squad albümünden çıkıp normal şarkılara geçiş yaparak playlist'e devam ediyorum..



Ariana Grande - Leave Me Lonely (feat. Macy Gray)

Ariana'nın son albümünde kötü şarkı zaten yok diyebilirim ama bu aralar en çok dinlediğim şarkılardan birisi bu mükemmel ballad. Grande'nin yorumu güzel ama R&B efsanesi, yılların vokali Gray de şarkıyı şarkı yapan en önemli faktör.

Meraklısına bu da şarkının Grande tarafından gerçekleştirilen canlı performansı: https://www.youtube.com/watch?v=B9kDbQH4Y_k

Ariana Grande - Touch It

Yine Ariana ve yine muazzam vokal tabii ki. Orta tempolu şarkıda da paylaştığım diğer parçalar gibi yine hafif depresif, hafif karamsar ve vokalin serzenişte olduğu bir hava mevcut ve yine biraz sorunlu ilişkiler hakim.

Meraklısına bu da şarkının akustik versiyonu:
https://www.youtube.com/watch?v=VY3BcTDQltg

Zayn - Wrong (feat. Kehlani)

Sorunlu karakterler, sorunlu ilişkiden dertli vokaller ve yapılan serzenişler mi diyordum.. Tam şarkısı geldi. One Direction'dan ayrıldıktan sonra gerçekten müzik yapabildiğini kanıtlamış genç arkadaşımız Zayn Malik, demin öve öve bitiremediğim (ve söylenen her övgüyü hakeden) Kehlani'yle bir araya gelmiş ve kurmaya çalışıp kuramadıkları, şarkını isminden de anlaşılacağı gibi "Yanlış" bir ilişkiden bahsediyorlar. Vokaller akıyor tabii. Mükemmel şarkının havası, modu, melodisi, sözleri. Buyrun afiyetle dinleyin.

The Weeknd - Dark Times (feat. Ed Sheeran)

The Weeknd şarkısıysa zaten baştan karamsarlığa kendinizi hazırlamayı öğrenmiş olmanız lazım. Adamın tarzı bu ve zaten bu yüzden bu kadar seviyoruz. Yine en az kendi kadar yetenekli müzisyen Sheeran'la beraber günah çıkarırcasına bir parça yapmışlar, ellerine sağlık çok da güzel olmuş. Geçmişlerinde yaşadıkları "karanlık zamanlar"ı anımsıyorlar. Çok da üzerine konuşmaya gerek yok, iyi dinlemeler.

Majid Al Maskati - Summers Over (Interlude)

Şarkı aslında Drake'e ait, Drake'in albümü "Views"da bulunuyor ama şarkıyı yazan ve söyleyen isim Majid Jordan'dan tanıdığımız R&B-pop'un bize en yeni hediyelerinden olan Majid Al Maskati olduğu ve Drake'in şarkıya pek de katkısı olmadığı için ben şarkıyı Majid arkadaşımıza yazdım sizler için de sorun olmaz ise. İsmi de manidar oldu hafif karamsar playlist'imde bulunmasına. Interlude olduğu için kısa bir parça ama sözleri ve Majid'in vokali her zamanki gibi muazzam. E yaz da yavaştan sona ererken dinlemenin tam vakti derim.


Rihanna - Desperado

"benim için buralarda artık tutunacak bir şey kalmadı, aldım başımı gidiyorum ama yalnız da olmak istemiyorum. geliyor musun benimle?" diyor Rihanna. Yaşadığı ortamı terk etme, bir kaçış havası hakim. İspanyolca'da "cinayetten aranan kişi" anlamına geliyor zaten şarkıya ismini veren "Desperado" kelimesi. Yani kendinden, hayatından kaçma temalı bir parça. Haliyle yine karamsarlık ve boşvermişlik hakim. ANTI albümü Riri'den en iyi albümdür bence bu zamana kadar yaptığı. Albümdeki genel havada belli bir tema hakim olmamakla beraber her şarkının içinde kendine has, mükemmel bir hissiyatı var. Desperado da albümdeki favori parçalarımdan. Sözler çok alakalı olmasa da şarkıyı dinlerken Antonio Banderas'ın başrolünde olduğu meşhur Desperado filmi de gözümün önüne gelmiyor değil açıkçası..


G-Eazy - Everything Will Be Okay (feat. Kehlani)

Gerçek adıyla Gerard, Los Angeles'lı bir rapçi. Piyasaya ani ve etkili girişi kitleleri ve listeleri oldukça etkiledi. "When Its Dark Out" isimli albümünün en sevdiğim şarkısı yine bir Kehlani düeti. Şarkıda G-Eazy hayatıyla ilgili özel şeyler anlatıyor; annesi ve kardeşiyle olan ilişkisinden kesitler, hayatındaki değişiklikler ve pişmanlıklarını döküyor ortaya. Nakaratta da Kehlani girerek "herşey iyi olacak" diyor. Anlatmama çok da gerek yok açıp dinleyin direk sözlerine de kulak asarak, süper şarkı yapmışlar. Hikayesi olan şarkılar her zaman tercihimdir.


Yazının başında söylemiş olduğum gibi çok da içinizi karartacak parçalar değiller ama modunuzu da yükseltmezler. Hele yaz aylarında çoğunluğun tercih edeceği havada hiç değiller ama okuyanlardan birilerinin mutlaka hoşuna gidecektir diyerek paylaşmaya karar verdim sizlerle.

İyi dinlemeler!



31 Ocak 2016 Pazar

Bir Aşk Hikayesi: Devrim ve Müzik


90'lar çocukları bilmez derler. Apolitik jenerasyon derler, sizlerin döneminde savaş mı vardı nerden bileceksiniz derler. Belki doğrudur. Ama ben böyle düşünmüyorum. Belki ruhum oldum olası eskiye hasret olduğu içindir, belki başka bir nedenden bilemiyorum ama ben oldum olası içinde bulunduğum teknoloji çağından hiç haz etmedim. Ha bu beni teknolojiyi kullanmaktan alıkoydu mu malesef hayır ama eğer bir seçme şansım olsaydı bu çağa gözlerimi açmayı tercih etmezdim.

Belki 20'ler 30'larda İspanya İç Savaş Dönemi'nde, belki de 40'lar sonu 50'ler başı olabilirdi. Küba Devrimi yaşanırken orada doğmuş yaşıyor olabilirdim. Belkiler, keşkeler, hayaller.. 


92 senesinde, tüm önemli devrimlerin yaşanılmış veya yaşatılamamış olduğu bir dönemde doğmuş, eski ruhlu bir genç olarak biraz müzikle uğraşmanın biraz da edebiyat mezunu olmanın da getirdiği bir özel ilgiyle tarihte yaşanılanlara hep ilgi duydum. Ve tarihte en çok ilgimi çeken de "devrim"ler olmuştur. Bu yazıda tarihin siyaset kısmından değil, tarihte müziğin belki de en çok ilişkilendirildiği devrimlerden bahsetmek istiyorum.

Ernesto desem sizlere bir çağırışım yapar mı?
Ernesto Guevara desem. Soyadından tanırsınız artık.
CHE desem..tanımamanız mümkün değil şimdi.

İnandığı felsefe, ideoloji ve yapmak istedikleri, yaptıkları ve yapmaya vakit bulamadıkları şöyle dursun ben O'nun hayatını çok yakından incelediğim için insani yönüne de ayrı vurgunum. İnanılmaz bir karakter kendisi. Gerek hakkında yazılan, gerek kendi ağzından yazdığı kitapları, günlükleri, mektupları okumanızı tavsiye ederim DEVRİMin en önemli simgesinin insani yönünü de merak ediyorsanız.
Yazı aldı başını tarihtir devrimdir gidiyor hani müzik bunun neresinde diyeceksiniz. Tarihteki bütün akımlar; gerek edebiyatta, gerek sanatta, gerek müzikte hep siyasi olaylarla paralel gitmiştir. Tüm edebiyatçılar içinde bulundukları veya gözlemledikleri savaşlardan yola çıkarak yazı stillerine yansıtmışlardır dünyada olan biteni. Ressamlar, şairler, müzisyenler. Hepsi için geçerli bu dediklerim. Şuan yapılan müzik tamamen ticaridir ve para, eğlence üzerine kurulu bir sisteme hizmet etmektedir bu yüzden kendimi katmadan söylüyorum yeni jenerasyon bilmez bunları. Oysa ki Amerikan Edebiyatı'nın en önemli isimlerinden Ernest Hemingway, İspanya İç Savaşı'nın tam orta yerindeyken, bombalar patlarken "Ay Carmela"yı bağara bağara söylemişti. "Pero nada pueden bombas,donde sobra corazón" yani "Kalbin olduğu yerde bombalar işe yaramaz" diye var gücüyle devrime yürüdüler. Franco'nun faşizmine karşı koyarken, direnirken insanların ağzında hep şarkılar vardı. Sadece İspanya'ya özel değil; direnişin, devrimin olduğu yerde hep devrim şarkıları olmuştur. 

Hiç düşündünüz mü neden diye? Çünkü müzik insanları motive eder, destek olur, gaza getirir, adeta büyülü bir iksirdir, yaşam iksiri. Demin de bahsettiğim gibi sanatın her dalı dünya tarihinde siyasi olaylara paralel gitmiştir. Sanat eserlerinde, edebi eserlerde, yapılan bestelerde; yapıldığı dönemde yaşanılan savaş, devrim, siyasi ne olay varsa izleri bariz şekilde görülür. 

Çünkü sanat sanat için yapılabildiği gibi büyük ölçüde de toplum içindir. 


İspanya'dan çıkıp devrim denince ilk akla gelen Küba'ya gidersek Fidel ve Che'nin devrim hayallerinin günümüze miras kalmış en önemli simgesi "Hasta Siempre Comandante" değil midir?
O şarkıyı duymayan, dinlemeyen, dinlerken birşeyler hissetmeyen yoktur herhalde. 
Tekrar hatırlatmalıyım devrim sadece Latin Amerika'da veya İspanya'da olan bir oluşum kesinlikle değildir ama beni en çok etkileyenler, o dönemde keşke orada bulunup canlı kanlı yaşasaydım o günleri dedirten, ilgimi çeken özellikle bu ikisidir. O nedenle verdiğim örnekler de hep bunlarla alakalı oldu. Tabii ki çoğalarak uzar bu liste. Sadece 20'ler 40'lar gelmesin aklımıza Amerika, Avrupa her ülke her ırk ve insanlık nasibini almıştır savaşlardan muhakkak ve her milletin kendine ait devrim şarkıları vardır.
Tekrardan müzik ve devrim ilişkisine dönecek olursak; birkaç şarkı paylaşmak istedim sizlerle. Devrimin etkilerini gerek sözleriyle, gerek melodisiyle, gerek de icra eden müzisyenin ses telleriyle bir asır sonra dinlenildiğinde bile dinleyiciye geçiren şarkılar vardır. Devrim ve müziğin birleştiği nokta tam da budur. Bu yüzden aslında devrim ve müzik birbirine aşıktır, bir aşk hikayesidir onlarınki. 

Tüm dünyada devrimin simgesi haline gelmiş şarkıları paylaşacağım sizlerle izninizle..



Ay Carmela 
İspanya'daki cumhuriyetçilerin söylediği bir sosyalist şarkısı olan bu şarkı, faşist Franco'nun önderliğinde giden Faşist ordusuna verilen savaşın sözlere dökülmüş halidir.Faşizme karşı silahlanmış askerlerin kış gecesinde ateşin önünde söylediği bir şarkıdır Ay Carmela.



Hasta Siempre Comandante
Yazda da bahsettiğim gibi devrim kelimesinin olduğu yerde Che Guevara'sız olmaz. Che Guevara denildiğinde de bu şarkısız olmaz..devrimin en önemli simgesini asırlar boyu yaşatacak ve hatırlatacak olan en güzel şarkılardan biridir bana göre..


Un Nombre(Che Guevara)
Comandante için yazılan güzel şarkılardan birisi..Carlos Puebla'nın sesinden..


Imagine
Hayal et diyor. Ne cennet ne cehennem var, sadece üzerimizdeki gökyüzü..bütün insanların barış ve birlik içinde yaşadığını hayal et..din, dil ırk ayırmasa bizi ve barış içinde yaşasak.. hayal et, zor değil diyor. Barış adına yapılmış tartışmasız en önemli şarkıdır sevgili Lennon'ın kaleminden çıkan Imagine. Barış zaten devrimin en önemli amacı değil midir.  Barış ve huzur içinde yaşamak için savaşır zaten insanlar..


Revolution 
Devrim istediğini söylüyorsun, zaten hepimiz dünyayı değiştirmek isemez miyiz? diyor Beatles.


Times, They Are A Changin'
Değişimden bahsediyor Dylan. Yerinizde tepkisiz durmayın, çevrenize bakın. Değişim gerekiyor, değişim yaşanıyor, siz de katılın diyor. Değişim, devrimin ta kendisi değil midir zaten?


This Land Is Your Land
Sosyalist Amerikalıların en severek dinlediği ve hep bir ağızdan söylediği Woody Guthrie şarkısıdır. Bu topraklar senin toprakların, bu topraklar benim topraklarım, bu topraklar hepimizindir diyor ve insanlara farkındalık aşılamaya çalışıyor. Kimisi sözlerin anlamına dikkat etmeden sadece melodisi için dinliyor ama bu şarkılar aslında belli bir amaca hizmet ediyor. Devrime çağırıyor.  Değişime çağırıyor.


Y En Eso Llego Fidel
ve sonra Fidel geldi. Carlos Puebla'dan bir devrim şarkısı daha. Bu sefer Che'ye değil Fidel Castro'ya yazılmış..



Do You Hear the People Sing 
Orjinali Fransızca olan "À la volonté du peuple" dünyada sayısız dile çevirilen bir anarşi, protesto şarkısıdır..

Çav Bella
Orjinali İtalyanca olan "Ciao Bella"nın Türkiye'de devrimin simgelerinden olan Grup Yorum'un versiyonudur..beni de götür, dayanamam tutsaklığa diyor. Bağımsızlığın, devrimin ülkemizde en büyük simgelesel şarkılarından birisi olmuştur eskiden beri.


Şarkışla
Savundukları ideoloji ve ülkemizde gerçekleştirmek istedikleri devrimin uğrunda bağrımızdan koparılan Deniz, Yusuf ve Hüseyin'e, Devrim'e ithafen..


Herkesin fikri, inandığı ve savunduğu, ideoloji bellediği ve yolundan gittiği farklıdır elbet. Herkes de özgürdür istediğine inanmakta. Mühim olan beraber yaşayabilmek başkasının özgürlüğünü kısıtlamaya çalışmadan. Dünya hepimize ait ve biz de birbirimize muhtacız hayat denen zorlu sınavda ya da biraz da pozitif düşünürsek deneyimde. 
Hayatınızda devrim yapmaktan ve değişimden korkmadığınız ve doğru olduğuna inandığınızı savunmaktan asla çekinmediğiniz bir yaşam dilerim.

Tabii ki müzik eşliğinde..







25 Ocak 2016 Pazartesi

Sporla Müziğin Kesiştiği Nokta




  Spor ve müzik. İlk duyuşta önyargıyla yaklaşır insanlar. Spor nerede müzik nerede diye düşünürler. "Ne alakası var ya bambaşka şeyler, farklı kulvarlar" diyebilirler. Oysa ki her ikisini de yakından takip eden, hatta müziği icra da eden birisi olarak söyleyebilirim; o kadar ortak noktaları var ki.. Verdikleri his ikisini de öyle güzel ortak noktada buluşturuyor ki.. Anlatılmayıp ancak yaşanabilecek yegane şeylerden aslında. Müziği icra ettiğim için kendimden yola çıkarak, kendimce tasvir etmeye çalışabilirim sizler için. Tabii işin sadece müzik kısmıyla ilgili tecrübelerimi anlatabilirim. Bunu ilk elden yaşayan ve yaşamaya devam eden birisi olarak bu hissimi sporla birleştiren noktayı anlatabilirim. 

  Sahneye çıktığım zamanlarda deneyimledim-ki çok da eski değil iki üç sene öncesinden bahsediyorum-sahnede şarkı söylerken zaten hissettiğim olay bambaşka ama söylediğimi hissedebilen ve eşlik eden, eğlenen veya herhangi bir duygu gösteren seyirciyle o anda bambaşka bir bağ kuruyorsunuz. Henüz 23 yaşındayım ama müzik yapmak için dünyaya geldiğimi düşünüyorum ve bu işi yaparken yaşadığım "aidiyet", o sahneye, elimde tuttuğum mikrofona ve müziğe karşı hissettiğim ait olma hissini hiçbir şeye değişmem. Onu ilk kez deneyimlediğimde dedim ki "tamam buymuş işte, bunun için yaşıyorum. Bu duyguyu başka birşey yaparken hissedemem." Ta ki stadyumda "ait" olduğum-"ait" diyeceğim "tuttuğum" yerine-takımı desteklerken birşeyi farkedene kadar. Takım tuttuğunuzda o takımla sevinip o takımla üzülüyorsunuz ve yarı yolda bırakmamacasına seviyorsunuz. Sizi o maçta gol yiyip üzebilir. Bir başka maçta ise gol atar sevindirir. Çok kötü bir sene geçirebilir takımınız, harap olursunuz desteklerken, karşı takım taraftarlarının sevincini uzaktan izlerken. Bir başka sene de işler tamamen sizin lehinize işler; takımınız mükemmel goller atar, paha biçilemez anlar yaşar ve size de yaşatır. Futbol, basketbol ne gelirse artık aklınıza. Hemen hemen her spor dalında düşüşler ve zaferler vardır. Bahsettiğim hissi de aklınıza hangi spor dalı ve hangi takım gelirse gelsin hissedebilirsiniz. Ben bu yazımda özellikle futbol ve müziği ilişkilendirdim. Çünkü futbolda 90 dakika içinde atılan sadece 1 golün bile büyük önemi vardır basketbola nazaran. 

  Sahnede şarkı söylerken hissettiğim ait olma, seyirciden gelen destek ve beraberlik hissini yaşam içerisinde sadece futbol izlerken hatta izlemek hafif kaçar futbolu "yaşarken" hissettim. Peki bunu anca mı farkettin diye soranlarınız olabilir. Tabii ki müzik ve futbol küçüklüğümden beri hayatımın büyük bölümünü kaplayan unsurlardı ama büyüdükçe, tecrübe kazandıkça, yaşama karşı her yaşadığım olayla bakış açım ve düşüncelerim değiştikçe farkındalığım arttı. Kazandığım farkındalıkla bu iki birbirinden çok uzak görünen şeyin aslında çok da aynı olduklarını gördüm. 

 Sahi, futbol maçında tribünler hepbir ağızdan marş söylemez mi? Oyuncular maça hazırlanırken, antreman yaparken müzik dinleyerek kendini motive etmez mi? Takımımızın kendine ait marşı yok mudur duyduğumuz,  söylediğimiz anda "O" takımı neden ve ne kadar çok sevdiğimizi bize hatırlatan? 


  Okurken cevabı buldunuz bile bence. Cevap evet. İşte bu yüzden müzik ve sporun ortak bir noktada kesiştiğini sizlere de göstermek istedim. Müzik aslında bir araçtır, normal hayatta, konuşurken anlatamadığımızı anlatan ve anlattıran. Bir aracıdır. Hislerimize tercümedir. Tutulan takımın yanında olduğumuzu da en iyi müzik aracılığı ile anlatırız, aktarırız. Hem başkasına, hem kendimize, hem takımımıza hem de sahada ter döken takımın oyuncularına. Konu hakkında düşüncelerimi paylaşırken minik bir de playlist hazırladım konuyla ilgili.
  Spor olmadan müzik gayet tabii vardır ama müzik olmadan sporun ben şahsen imkansız olacağını düşünüyorum. Sporcular da zaten her fırsatta müzikle ne kadar içiçe olduklarından bahsederler. Müzik öyle mükemmel birşey ki yaşamın her alanında insanı motive ve rehabilite edebilen bir iksir adeta. Derlediğim şarkıların kimisi mecazi anlamda oyuncularla bağdaştırılabilir, kimisi oyuncular ve takımlar için özel yazılmış, kimisi de basketbol ya da futbolla ilgili unsurlar barındırıyor. 

Müzisyen sahneye çıkarken, sporcu da sahaya çıkarken aslında aynı şeyi hissediyor. 


Biraz ego, biraz hırs, biraz korku, büyük ölçüde tutku ve sevgi, azıcık da tereddüt ve endişe..ama en güzeli AİDİYET. Sahnede ses tellerini kullanarak şarkısını söyleyen müzisyenin hissettiği ile vücudunu kullanarak sporunu icra eden sporcu aynı duyguyu hissediyor ve izleyen seyirciye/taraftara da aynı şekilde hissettiriyor. Milyonlara geçirebiliyor bu hissi. İşte tam da bu yüzden bu ikili, farkındalığı bir kez yakaladığınız zaman bir daha asla birbirinden ayıramayacağınız bir olaya dönüşecek aklınızda. 












31 Aralık 2015 Perşembe

2015'de En Çok Dinlediğim Şarkılar

 

 Herkese merhaba! 2015'in son gününde hatta şu dakikalarda 2016'nın ilk saatlerinde hemen sizlere mini bir liste hazırlayayım dedim. Yeni yıla girilen günler nedense benim için çok özel olmadı hiçbir zaman ama adettendir geride bıraktığımız senenin en iyilerini hep konuşuruz değil mi? Ben de liste, satış, popülerlik kulvarlarını kıstaslamadan sadece kendi zevkime hitap eden,  çıkış tarihi 2015 olmasa da bu sene en çok severek dinlediğim birkaç parçayı sizlerle paylaşmak istedim.
  Sağlık ve mutluluk bariz olduğu için ben sizlere daha da, bollllcaanaa müzikli ve hayalleriniz her ise onu gerçekleştirdiğiniz bir sene diliyorum. Müziksiz asla ama asla kalmayın! İyi seneler! 


Lana Del Rey-High By The Beach
Beyoncé-7/11
Majid Jordan-My Love (feat. Drake)
Fetty Wap-Trap Queen
Ellie Goulding-Love Me Like You Do 
Enrique Iglesias-El Perdon (feat. Nicky Jam)

 Hoşgeldin..