31 Ocak 2016 Pazar

Bir Aşk Hikayesi: Devrim ve Müzik


90'lar çocukları bilmez derler. Apolitik jenerasyon derler, sizlerin döneminde savaş mı vardı nerden bileceksiniz derler. Belki doğrudur. Ama ben böyle düşünmüyorum. Belki ruhum oldum olası eskiye hasret olduğu içindir, belki başka bir nedenden bilemiyorum ama ben oldum olası içinde bulunduğum teknoloji çağından hiç haz etmedim. Ha bu beni teknolojiyi kullanmaktan alıkoydu mu malesef hayır ama eğer bir seçme şansım olsaydı bu çağa gözlerimi açmayı tercih etmezdim.

Belki 20'ler 30'larda İspanya İç Savaş Dönemi'nde, belki de 40'lar sonu 50'ler başı olabilirdi. Küba Devrimi yaşanırken orada doğmuş yaşıyor olabilirdim. Belkiler, keşkeler, hayaller.. 


92 senesinde, tüm önemli devrimlerin yaşanılmış veya yaşatılamamış olduğu bir dönemde doğmuş, eski ruhlu bir genç olarak biraz müzikle uğraşmanın biraz da edebiyat mezunu olmanın da getirdiği bir özel ilgiyle tarihte yaşanılanlara hep ilgi duydum. Ve tarihte en çok ilgimi çeken de "devrim"ler olmuştur. Bu yazıda tarihin siyaset kısmından değil, tarihte müziğin belki de en çok ilişkilendirildiği devrimlerden bahsetmek istiyorum.

Ernesto desem sizlere bir çağırışım yapar mı?
Ernesto Guevara desem. Soyadından tanırsınız artık.
CHE desem..tanımamanız mümkün değil şimdi.

İnandığı felsefe, ideoloji ve yapmak istedikleri, yaptıkları ve yapmaya vakit bulamadıkları şöyle dursun ben O'nun hayatını çok yakından incelediğim için insani yönüne de ayrı vurgunum. İnanılmaz bir karakter kendisi. Gerek hakkında yazılan, gerek kendi ağzından yazdığı kitapları, günlükleri, mektupları okumanızı tavsiye ederim DEVRİMin en önemli simgesinin insani yönünü de merak ediyorsanız.
Yazı aldı başını tarihtir devrimdir gidiyor hani müzik bunun neresinde diyeceksiniz. Tarihteki bütün akımlar; gerek edebiyatta, gerek sanatta, gerek müzikte hep siyasi olaylarla paralel gitmiştir. Tüm edebiyatçılar içinde bulundukları veya gözlemledikleri savaşlardan yola çıkarak yazı stillerine yansıtmışlardır dünyada olan biteni. Ressamlar, şairler, müzisyenler. Hepsi için geçerli bu dediklerim. Şuan yapılan müzik tamamen ticaridir ve para, eğlence üzerine kurulu bir sisteme hizmet etmektedir bu yüzden kendimi katmadan söylüyorum yeni jenerasyon bilmez bunları. Oysa ki Amerikan Edebiyatı'nın en önemli isimlerinden Ernest Hemingway, İspanya İç Savaşı'nın tam orta yerindeyken, bombalar patlarken "Ay Carmela"yı bağara bağara söylemişti. "Pero nada pueden bombas,donde sobra corazón" yani "Kalbin olduğu yerde bombalar işe yaramaz" diye var gücüyle devrime yürüdüler. Franco'nun faşizmine karşı koyarken, direnirken insanların ağzında hep şarkılar vardı. Sadece İspanya'ya özel değil; direnişin, devrimin olduğu yerde hep devrim şarkıları olmuştur. 

Hiç düşündünüz mü neden diye? Çünkü müzik insanları motive eder, destek olur, gaza getirir, adeta büyülü bir iksirdir, yaşam iksiri. Demin de bahsettiğim gibi sanatın her dalı dünya tarihinde siyasi olaylara paralel gitmiştir. Sanat eserlerinde, edebi eserlerde, yapılan bestelerde; yapıldığı dönemde yaşanılan savaş, devrim, siyasi ne olay varsa izleri bariz şekilde görülür. 

Çünkü sanat sanat için yapılabildiği gibi büyük ölçüde de toplum içindir. 


İspanya'dan çıkıp devrim denince ilk akla gelen Küba'ya gidersek Fidel ve Che'nin devrim hayallerinin günümüze miras kalmış en önemli simgesi "Hasta Siempre Comandante" değil midir?
O şarkıyı duymayan, dinlemeyen, dinlerken birşeyler hissetmeyen yoktur herhalde. 
Tekrar hatırlatmalıyım devrim sadece Latin Amerika'da veya İspanya'da olan bir oluşum kesinlikle değildir ama beni en çok etkileyenler, o dönemde keşke orada bulunup canlı kanlı yaşasaydım o günleri dedirten, ilgimi çeken özellikle bu ikisidir. O nedenle verdiğim örnekler de hep bunlarla alakalı oldu. Tabii ki çoğalarak uzar bu liste. Sadece 20'ler 40'lar gelmesin aklımıza Amerika, Avrupa her ülke her ırk ve insanlık nasibini almıştır savaşlardan muhakkak ve her milletin kendine ait devrim şarkıları vardır.
Tekrardan müzik ve devrim ilişkisine dönecek olursak; birkaç şarkı paylaşmak istedim sizlerle. Devrimin etkilerini gerek sözleriyle, gerek melodisiyle, gerek de icra eden müzisyenin ses telleriyle bir asır sonra dinlenildiğinde bile dinleyiciye geçiren şarkılar vardır. Devrim ve müziğin birleştiği nokta tam da budur. Bu yüzden aslında devrim ve müzik birbirine aşıktır, bir aşk hikayesidir onlarınki. 

Tüm dünyada devrimin simgesi haline gelmiş şarkıları paylaşacağım sizlerle izninizle..



Ay Carmela 
İspanya'daki cumhuriyetçilerin söylediği bir sosyalist şarkısı olan bu şarkı, faşist Franco'nun önderliğinde giden Faşist ordusuna verilen savaşın sözlere dökülmüş halidir.Faşizme karşı silahlanmış askerlerin kış gecesinde ateşin önünde söylediği bir şarkıdır Ay Carmela.



Hasta Siempre Comandante
Yazda da bahsettiğim gibi devrim kelimesinin olduğu yerde Che Guevara'sız olmaz. Che Guevara denildiğinde de bu şarkısız olmaz..devrimin en önemli simgesini asırlar boyu yaşatacak ve hatırlatacak olan en güzel şarkılardan biridir bana göre..


Un Nombre(Che Guevara)
Comandante için yazılan güzel şarkılardan birisi..Carlos Puebla'nın sesinden..


Imagine
Hayal et diyor. Ne cennet ne cehennem var, sadece üzerimizdeki gökyüzü..bütün insanların barış ve birlik içinde yaşadığını hayal et..din, dil ırk ayırmasa bizi ve barış içinde yaşasak.. hayal et, zor değil diyor. Barış adına yapılmış tartışmasız en önemli şarkıdır sevgili Lennon'ın kaleminden çıkan Imagine. Barış zaten devrimin en önemli amacı değil midir.  Barış ve huzur içinde yaşamak için savaşır zaten insanlar..


Revolution 
Devrim istediğini söylüyorsun, zaten hepimiz dünyayı değiştirmek isemez miyiz? diyor Beatles.


Times, They Are A Changin'
Değişimden bahsediyor Dylan. Yerinizde tepkisiz durmayın, çevrenize bakın. Değişim gerekiyor, değişim yaşanıyor, siz de katılın diyor. Değişim, devrimin ta kendisi değil midir zaten?


This Land Is Your Land
Sosyalist Amerikalıların en severek dinlediği ve hep bir ağızdan söylediği Woody Guthrie şarkısıdır. Bu topraklar senin toprakların, bu topraklar benim topraklarım, bu topraklar hepimizindir diyor ve insanlara farkındalık aşılamaya çalışıyor. Kimisi sözlerin anlamına dikkat etmeden sadece melodisi için dinliyor ama bu şarkılar aslında belli bir amaca hizmet ediyor. Devrime çağırıyor.  Değişime çağırıyor.


Y En Eso Llego Fidel
ve sonra Fidel geldi. Carlos Puebla'dan bir devrim şarkısı daha. Bu sefer Che'ye değil Fidel Castro'ya yazılmış..



Do You Hear the People Sing 
Orjinali Fransızca olan "À la volonté du peuple" dünyada sayısız dile çevirilen bir anarşi, protesto şarkısıdır..

Çav Bella
Orjinali İtalyanca olan "Ciao Bella"nın Türkiye'de devrimin simgelerinden olan Grup Yorum'un versiyonudur..beni de götür, dayanamam tutsaklığa diyor. Bağımsızlığın, devrimin ülkemizde en büyük simgelesel şarkılarından birisi olmuştur eskiden beri.


Şarkışla
Savundukları ideoloji ve ülkemizde gerçekleştirmek istedikleri devrimin uğrunda bağrımızdan koparılan Deniz, Yusuf ve Hüseyin'e, Devrim'e ithafen..


Herkesin fikri, inandığı ve savunduğu, ideoloji bellediği ve yolundan gittiği farklıdır elbet. Herkes de özgürdür istediğine inanmakta. Mühim olan beraber yaşayabilmek başkasının özgürlüğünü kısıtlamaya çalışmadan. Dünya hepimize ait ve biz de birbirimize muhtacız hayat denen zorlu sınavda ya da biraz da pozitif düşünürsek deneyimde. 
Hayatınızda devrim yapmaktan ve değişimden korkmadığınız ve doğru olduğuna inandığınızı savunmaktan asla çekinmediğiniz bir yaşam dilerim.

Tabii ki müzik eşliğinde..







25 Ocak 2016 Pazartesi

Sporla Müziğin Kesiştiği Nokta




  Spor ve müzik. İlk duyuşta önyargıyla yaklaşır insanlar. Spor nerede müzik nerede diye düşünürler. "Ne alakası var ya bambaşka şeyler, farklı kulvarlar" diyebilirler. Oysa ki her ikisini de yakından takip eden, hatta müziği icra da eden birisi olarak söyleyebilirim; o kadar ortak noktaları var ki.. Verdikleri his ikisini de öyle güzel ortak noktada buluşturuyor ki.. Anlatılmayıp ancak yaşanabilecek yegane şeylerden aslında. Müziği icra ettiğim için kendimden yola çıkarak, kendimce tasvir etmeye çalışabilirim sizler için. Tabii işin sadece müzik kısmıyla ilgili tecrübelerimi anlatabilirim. Bunu ilk elden yaşayan ve yaşamaya devam eden birisi olarak bu hissimi sporla birleştiren noktayı anlatabilirim. 

  Sahneye çıktığım zamanlarda deneyimledim-ki çok da eski değil iki üç sene öncesinden bahsediyorum-sahnede şarkı söylerken zaten hissettiğim olay bambaşka ama söylediğimi hissedebilen ve eşlik eden, eğlenen veya herhangi bir duygu gösteren seyirciyle o anda bambaşka bir bağ kuruyorsunuz. Henüz 23 yaşındayım ama müzik yapmak için dünyaya geldiğimi düşünüyorum ve bu işi yaparken yaşadığım "aidiyet", o sahneye, elimde tuttuğum mikrofona ve müziğe karşı hissettiğim ait olma hissini hiçbir şeye değişmem. Onu ilk kez deneyimlediğimde dedim ki "tamam buymuş işte, bunun için yaşıyorum. Bu duyguyu başka birşey yaparken hissedemem." Ta ki stadyumda "ait" olduğum-"ait" diyeceğim "tuttuğum" yerine-takımı desteklerken birşeyi farkedene kadar. Takım tuttuğunuzda o takımla sevinip o takımla üzülüyorsunuz ve yarı yolda bırakmamacasına seviyorsunuz. Sizi o maçta gol yiyip üzebilir. Bir başka maçta ise gol atar sevindirir. Çok kötü bir sene geçirebilir takımınız, harap olursunuz desteklerken, karşı takım taraftarlarının sevincini uzaktan izlerken. Bir başka sene de işler tamamen sizin lehinize işler; takımınız mükemmel goller atar, paha biçilemez anlar yaşar ve size de yaşatır. Futbol, basketbol ne gelirse artık aklınıza. Hemen hemen her spor dalında düşüşler ve zaferler vardır. Bahsettiğim hissi de aklınıza hangi spor dalı ve hangi takım gelirse gelsin hissedebilirsiniz. Ben bu yazımda özellikle futbol ve müziği ilişkilendirdim. Çünkü futbolda 90 dakika içinde atılan sadece 1 golün bile büyük önemi vardır basketbola nazaran. 

  Sahnede şarkı söylerken hissettiğim ait olma, seyirciden gelen destek ve beraberlik hissini yaşam içerisinde sadece futbol izlerken hatta izlemek hafif kaçar futbolu "yaşarken" hissettim. Peki bunu anca mı farkettin diye soranlarınız olabilir. Tabii ki müzik ve futbol küçüklüğümden beri hayatımın büyük bölümünü kaplayan unsurlardı ama büyüdükçe, tecrübe kazandıkça, yaşama karşı her yaşadığım olayla bakış açım ve düşüncelerim değiştikçe farkındalığım arttı. Kazandığım farkındalıkla bu iki birbirinden çok uzak görünen şeyin aslında çok da aynı olduklarını gördüm. 

 Sahi, futbol maçında tribünler hepbir ağızdan marş söylemez mi? Oyuncular maça hazırlanırken, antreman yaparken müzik dinleyerek kendini motive etmez mi? Takımımızın kendine ait marşı yok mudur duyduğumuz,  söylediğimiz anda "O" takımı neden ve ne kadar çok sevdiğimizi bize hatırlatan? 


  Okurken cevabı buldunuz bile bence. Cevap evet. İşte bu yüzden müzik ve sporun ortak bir noktada kesiştiğini sizlere de göstermek istedim. Müzik aslında bir araçtır, normal hayatta, konuşurken anlatamadığımızı anlatan ve anlattıran. Bir aracıdır. Hislerimize tercümedir. Tutulan takımın yanında olduğumuzu da en iyi müzik aracılığı ile anlatırız, aktarırız. Hem başkasına, hem kendimize, hem takımımıza hem de sahada ter döken takımın oyuncularına. Konu hakkında düşüncelerimi paylaşırken minik bir de playlist hazırladım konuyla ilgili.
  Spor olmadan müzik gayet tabii vardır ama müzik olmadan sporun ben şahsen imkansız olacağını düşünüyorum. Sporcular da zaten her fırsatta müzikle ne kadar içiçe olduklarından bahsederler. Müzik öyle mükemmel birşey ki yaşamın her alanında insanı motive ve rehabilite edebilen bir iksir adeta. Derlediğim şarkıların kimisi mecazi anlamda oyuncularla bağdaştırılabilir, kimisi oyuncular ve takımlar için özel yazılmış, kimisi de basketbol ya da futbolla ilgili unsurlar barındırıyor. 

Müzisyen sahneye çıkarken, sporcu da sahaya çıkarken aslında aynı şeyi hissediyor. 


Biraz ego, biraz hırs, biraz korku, büyük ölçüde tutku ve sevgi, azıcık da tereddüt ve endişe..ama en güzeli AİDİYET. Sahnede ses tellerini kullanarak şarkısını söyleyen müzisyenin hissettiği ile vücudunu kullanarak sporunu icra eden sporcu aynı duyguyu hissediyor ve izleyen seyirciye/taraftara da aynı şekilde hissettiriyor. Milyonlara geçirebiliyor bu hissi. İşte tam da bu yüzden bu ikili, farkındalığı bir kez yakaladığınız zaman bir daha asla birbirinden ayıramayacağınız bir olaya dönüşecek aklınızda.